Eğitimci Yazıları

Bir Öğretmeni Başarılı Kılan Nedir?
Her Öğretmenin Öğrenme Hakkında Bilmesi Gerekenler

egitimciyazi5Okuma, yazma, matematik ya da fen bir uzmanlığa sahip olmayı gerektirir, ama başka bir kişiye bilgiyi aktarma yeteneği mükemmel bir eğitmeni ön plana çıkarılır. Bir öğretmen tüm gerçekleri biliyorsa, bu iyi midir? Ama diğerleri kavrayabileceği bir şekilde onlarla iletişim kuramıyor.Müfredat içeriğini kavramanın yanında, öğretmenler insanlara bilgi nasıl kazanılacağı ve öğrenileceğiyle ilgili temel bir anlayışa sahip olmalıdır. Aşağıdaki liste, her öğretmenin bilmesi gereken 20 öğrenme ilkesini vurgulamaktadır.
1. Öğrenciler Farklı Şekillerde Öğrenir
Bu, mide bulandırıcı derecede apaçık ortadadır, ama şu anda kaç derslik bir tarzı öğrenme ile tasarlanmıştır?
Çalışma sayfaları ve kartları, görsel bilgiyle öğrenen öğrenciler için iyi çalışır ama kavramak için duymaya ihtiyacı olan bir çocuk için, geleneksel yöntemlerle öğretim, iyi gelişmemiş bir fiziksel anlamı kullanmaya zorlamıştır.Görsel bir öğrenci kendini diğer duyuları esnetmek için aynı fırsata sahip değildir. Bir öğretmen, öğrencilerin farklı öğrendiği temel bilgisiyle sınıf gelirse, her anlamda aktif olduğu şekilde ders düzenlemek için daha iyi donatılmış olacak.
2. Kullan veya Kaybet
Bilgileri kullanarak bu bilme nasıl olur.
Bir ömür boyunca bilgiyi gözden geçirmesiyle bu bilgelik nasıl olur.
Öğrenmenin kapsama alanı olmaz ve “ayarla ve unut” değildir.
3. Kinestetik Öğrenmeyi Göz Önünde Bulundurun
Farklı öğrenme stilleri, kinestetik öğrenme geleneksel bir ortamda öğretmek için en zor yoldur. Bu öğrenme, çoğu geleneksel sınıfta fırsatlara izin vermeyen ve yer gerektiren hareket-dokunmalı, duygusal ve bilgi ile ilgilidir. Kinestetik öğrenme bir şeyleri deneyen, onun başarısızlığını izleyen ve o bilgiyi ileriye alan öğrencilerden faydalanır. Bu büyük bir sınıf ile lojistik olarak güç olsa da, uygulanması kinestetik stratejileri sadece, birkaç çocuğa yardımcı olmaz ama kendi yaklaşımınız öğrencilerin nasıl öğrenmesidir
4. Yedi Adet Öğrenme Stili Vardır.
Tam olarak nasıl “Öğrenme Stilleri” kullanılması sizin konuştuğunuz kişiye bağlıdır. Bu öğrenme stillerinin çağdaş eğitimin en yanlış anlaşılan yönü arasında olduğu doğrudur. “Kinestetik Öğrenciler” olduğu doğru değildir ama “Kinestetik Öğrenme” var olduğu doğrudur. Önemli fark.
  • Çevrimiçi Öğrenme Stilleri alınmıştır.
  • Görsel: Görme kullanarak
  • İşitsel: Şarkı veya ritim kullanarak
  • Sözel: Konuşarak dışarı yüksek sesle bilgi vermek
  • Kinestetik: Bilgiyi keşfetmek için dokunmak ve tat kullanmak
  • Mantıksal: Kavramlar için daha matematiksel bir yaklaşım kullanmak
  • Kişilerarası: gruplar halinde öğrenmek
  • İçsel: Tek başına öğrenmek

5. Onu İlgili Kılın
Yalnızca günlük yaşam ile ilgili olduğu zaman, bilgi kalıcı olarak saklanır. Örneğin, matematik kavramları gerçek hayat örnekleriyle takviye edilmelidir, bu öğrencilerin bilgileri sınav ötesinde tamamıyla almalarına için bir neden olacaktır. Tarih günümüze getirmek için zor konulardan biridir, çünkü esas olarak geçmiş olaylar, tarihler ve insanlar ile ilgilidir. Hayata getirmek için stratejiler bulma öğrenmeye yardımcı olacaktır.

Mümkün olduğu kadar, tarih ilk elden, müzeler, geziler ve diğer zenginleştirme faaliyetleri yoluyla deneyim kazandırılmalıdır.

6. Başarısızlık Bir Muhteşem Öğretmendir
İnsanlar hatalarından öğrenirler. Aslında, herhangi bir büyük başarılı kişiye ona yardım edenin ne olduğunu sorun ve genellikle büyük bir “Karmaşa” duyacağınız bir hikâye içerecektir. Başarısızlık mükemmel bir puan alınan sınavdan daha iyi öğretir.

Notlar şişirilmiş ve korkulan hale geldikçe ve kimin neyi öğrendiğiyle ilgili yargıç ve jüri olarak kullanıldıkça klasik derecelendirme sistemi bu teoriye yardımcı olmaz. Sanılanın aksine, hatasından öğrenme bir şeydir ama kolaydır. Bu ne yaptığının üzerine “Yansıtıcıdan” ibaret değildir.

Eğer başarısızlık ve öğrenme hakkında okumak isterseniz, Harvard İşletme Gözden Geçirme makalesinden kontrol edin. Makale ağırlıklı olarak kuruluşlarla ilgilidir ama dersi dersler için de geçerlidir.

7.Müfredatı Bütünleştirin
egitimci3Her konuyu farklı tutmaktansa, tematik üniteleri kullanan müfredatlar yararlı ve unutulmaz bir şekilde bilgileri bir araya getirerek iyi çalışır.

Örneğin, Mısır tarihi ile ilgili bir ünite tarih dersinin bünyesinde toplanabilir, dilbilim ve dil üzerine bir ünite (Hiyeroglif ile), bir fen ünitesi (Fizik ve Piramitlerin İnşası), bir yazı ünitesi (Bir çocuğun en sevdiği Mısır anıtı hakkında bir rapor), ve eski kültürü hakkında bir kitap okuma gibi.

8. “Öğrenmeyi” Tanımlayın
“Öğrenme” kelimesinin farklı tanımlamaları vardır. Sınıfta, bir testteki gerçekleri ve bilgileri geri hatırlama yeteneği olabilir. Bu öğrenmenin bir biçimiyken, diğerleri kadar önemli öğrenmenin başka biçimleri vardır. Rota Çıkıntı Eğitiminden alınmıştır:

  • Ezberleme
  • Gerçekleri veya prosedürleri kazanma
  • Gerçekliği anlama
  • Dünyayı anlamlandırma

9. İçine Kapanık Olanlar İçin Bakım
Susan Cain kitabında yayımladığı zaman, sessizlik: Dünya’daki içine kapanık olanların gücü konuşmayı durduramaz, bu yılın başlarında, önemli bir konu üzerine büyük bir ilgi çekti: içe dönüklük, dışadönüklüğe karşı. Tartışma, tabi ki, bir Edweek makalesine göre sınıfa ulaştı, öğretmenler içe dönük öğrencilere karşı olabilir.

Siz de mi?

“Grup çalışmasının” her zaman en iyi yaklaşım olduğunu varsaymak kolaydır. Ellerini kaldıran öğrenciler ilgili ve dikkatlidir. Ve tek başına çalışmayı tercih eden yalnız öğrenciler vardır. Bütün bunlar her zaman doğru değildir.

10. Alan Oluşturma
Bu bir psikolojik ve lojistik öneridir. Yaratıcılık gerçek öğrenme doğum yeridir orada bir öğrenci düşünce, fikir, problemleri başlatabilir ve kavramlar arasındaki bağlantıları yapabilir.

Yaratıcılık beynin sağ tarafında hareketlilik gerektirir. Alan yaratıcılık için fırsat yaratmaya izin verir. Lojistik olarak, öğrencilere dışarıya çıkmak için bir yer verin, bir masadan uzaklaştırın veya gökyüzüne baktırın. Bir ders bağlamında, beyin fırtınası oturumları için izin verir. Boşluklar bırakın böylece öğrenciler derste gerçekler ve teoriler kullanarak kendi projelerini oluşturabilirler.

Her hareket ya da adımda diktatör olmak yerine kenarda sakin bir akıl hocası olduğunda, öğretmen öğrencinin öğrenmesini sağlar.

11. Kısa ve Organize “Alıntılar”
İnsanlar, bir telefon numarasını ezberlemek istediklerinde, bunlar şablonları kolay hatırlamak için basamaklara böler.

Bunu sebebi beynin numaraları uzun bir listede tutmak için mücadelede olmasıdır, ancak bu anlamlı organizeyi yaptığı zaman bunu başarabilir. Aynı prensip dersler için de geçerlidir. Kategoriler ile yapılandırılmamış ya da kolay hatırlama madde işaretleri halinde düzenlenmemiş olan 30 dakikalık bir ders de o kadar etkili olmayacaktır.

Başka bir örnek kullanırsak, medya haberleri ses baytıyla üretir çünkü onlar sadece insanların dikkatini çekmenin bir pencerede var olduğunu biliyorlar; öğretmenlerin tutulabilen bilgileri bir araya getirebilmek için medya pazarlama tekniklerini incelemeleri onların yararına olur.

12. Birkaç Farklı Açı Kullanın
Örneğin, bir fen bilgisi öğretmeni fotosentez üzerine ders anlatırsa, öğrenciler farklı açılardan aynı kavrama ulaşarak yararlanabilir.

İlk olarak, öğretmen kapsayıcı kavramını açıklar. Bu çerçeveyi ve kapsamı sağlar. İkinci olarak, sürecinin her parçası daha ayrıntılı araştırır. Üçüncü olarak, yine tüm süreci açıklar, bu kez öğrencileri soru sormak için teşvik eder. Dördüncü, öğrencilerden konuyu kendine geri açıklamalarını ister.

Son olarak, o süreci ele alır ve öğrencilerin bilgileri gerçek hayatta uygulayabilecekleri bir örnekle ilgili bir günlük olayına bağlar. O farklı açılardan kavramı pekiştirirken, beyin bilgileri daha iyi organize edebilir. Tüm noktaları bir açıklamayla anlatmaya çalışmak çoğu öğrenciyi şaşkına çevirecektir.

13. Materyal için Doğru Metot
“Derin” öğrenme arayışında, bazı profesörler yüzeysel öğrenme kavramı göz ardı edebilirler; teoriler, gerçekler ve kuralların basit hatırlaması. Ancak alışılmış ezberlerin ve bilgiye bağlı olarak kurallar ve gerçekleri geri çıkarma yeteneğinin bazen geçerliliği vardır.

Örneğin, 0’dan 12’ye kadar çarpım tablosunu öğrenmek için, yüzeysel öğrenme yararlıdır (flaş kartlar, zamanlı sınavlar vb.) Bununla birlikte, bir tarih dersi için bu tekniği uygulamak o konuya hizmet etmez.

Bir öğrenci dünya savaşlarının önemli tarihlerini bilebilir ama ancak bu vahşetten öğrenilen sosyal temalar ve dersleri anlamadan, tarih çalışmanın önemini gerçekten kavrayabilir mi?

14. Teknoloji Kullanımı
İnsanlık tarihinde daha önce hiç bu kadar bilgiye ve teknolojiye ulaşım benzersiz olmamıştı. Bir tablet ya da akıllı telefona dokunma ile bir öğrenci kütüphanenin tozlu ansiklopedi bölümüne bir gezi düzenleyerek sorulara anında cevap alabilir.

Bu ezberlemenin 100 yıl önce olduğu kadar gerekli olmadığı anlamına gelir. Sözlü gelenek ve bilgilerin sözlü olarak aktarılması neredeyse tükenmiş bulunmakta. Teknolojik gelişmelere karşı koymaktansa, öğretmenler öğrenciyle birlikte daha da derine fırsatını değerlendirmelidir çünkü bilgiler parmaklarının ucundayken onları uzaklarda aramayla vakit kaybetmemeliler.

Bilakis, temaları keşfedin, sosyolojik konuları derinlemesine çalışın, keşfetme ve yaratıcılık sanatını öğretin, eleştirel düşünme felsefesini keşfedin ve yeniliği teşvik edin.

15. Onlara Öğretmeye İzin Verin
Sürükleyici bilgi için en etkili yöntemlerden biri başka bilgi öğretmektir. Öğrencilere dersler, sunumlar vermeleri ve kendi ders planları geliştirmek için yeterli fırsat sağlayın.

Kavram zor olsa da öğretmenler, çok küçük çocuklara bir ders planı oluşturmak için öğrencilere talimat verebilirler. Bu öğrencileri, teoriyi basitleştirmeye, ilişkilendirilebilir hikâyeler bulmaya ve gerçek örnek bulmaya ve kavramları küçük parçacıkları yapısızlaştırmaya zorlar.

16. Açlık ve Merak Oluşturma
Öğrenciler bir konuyla ilgili olduğunda, öğrenmeye olan becerileri çok artar. Onlar konuya daha fazla odaklanır, azimli, girişimken, katılımlı olurlar. Monotonluktan sıkılmış veya motivasyon eksikliği olan sınıflarda, öğretmenler öğrencilere kendi konularını seçme özgürlüğü vermelidir.

Bilgi için bir öğrencinin iştahını nasıl uyandıracağını öğrenme açlık duygusu ile cevap peşinde olanları ayarlar.

17. Beyin Fırtınası Her Zaman Etkili Olmaz
Bir atasözü “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” der, ne kadar doğrudur. Beyin fırtınasının derin fikirlerin doğum yeri olduğu düşünülmektedir.

Ama yeni araştırmalar bunun doğru olmadığını söyler. Beyin fırtınası grupla birlikte düşünme gerektirir – grubun kendi inançları doğrultusunda oluşturduğu psikolojik bir fenomen- ve o işlemediğinde en karizmatik birey ele geçirmek eğilimindedir.

Aslında, Psyblog Jeremy Dean konuyla ilgili şunları yazmış:

“ … Madem daha etkiliyse, fikirler üretmek için insanlar niye bireysel olarak ayrılmıyor ki? Bu sorunun cevabı katılımcılara süreç esnasında katılım hissi vererek uzlaşma sağlama yeteneğidir. Yaratıcı aşamada yer alan insanlar grubun kararını gerçekleştirmek için daha motive olmuş gibidirler.

Başka bir deyişle, gruplar fikirlerin doğduğu yerler değildir. Gruplar fikirlerin değerlendirildiği yerdir.

18. Alışkanlıklar Oluşturma
Psikologlar yeni bir alışkanlık oluşturmanın yaklaşık 30 gün sürdüğü konusunda fikir birliğine varmışlardır. Çocuklarına yeni bir alışkanlık (kendi dişlerini fırçalamak gibi) öğretmeye çalışan ebeveynler beyin “otomatik pilota” bağlamadan önce en az 30 ardışık gün çocuklarına yardımcı olmalıdır.

Bu düzenli bir alışkanlık haline getirme noktasıdır.

Öğrenmede, aynı kavrama başvurulabilir. Öğretmenler öğrencilere bir geceden önce günlük çalışmanın önemi yerine bilgi açıklayabilir. Küçük, artan ve günlük bilgi provalar kalıcı olarak beyinde kalan bir yol açar.

Beyin bu yeni normu yakalar ise, çalışma alışkanlıkları devam etmeye teşvikiyle düzenli olabilir.

19. Öğrenme Geri Bildirim Konuları
Aynı şekilde bu başarısızlık bir kişiye uzanır, geribildirim öğrenme öğrencilerin nasıl öğrendiklerini anlamak için çok önemlidir. Onlar güçlü ve zayıf taraflarını öğrendiklerinde, yapıcı eleştiri kabul ederler ve alırlar ve yardıma ihtiyacı olan alanlara yönlendirilirler, öğrenme genel süreci geliştirilmiştir.

Büyük olasılıkla, bunları zaten biliyorsunuz.

Ama araştırmalar gösteriyor ki, sizin verebildiğiniz kadar geribildirimi, geribildirim konusu verirsiniz. Şu an bir ilaç aldığınızı düşünün, etkisini görebilmek için 5 yılla 24 saati karşılaştırın.

20. Nasıl Öğrenileceğini Öğretme
“Öğrenme” birçoğuna göre soyut bir kavramdır. Öğrencilerin öğrenme sanatını ve öğrenme tekniklerini ve de farklı öğrenme stillerini anlamalarına yardımcı olarak, bu süreç ile güçlenmiş olacaklar. Yeni bir konu veya teori kaçamak ya da zor olduğunda cesaret kırıcı olabilir.

Nasıl yapılacağını öğrenen öğrenciler kendilerine ve yeni materyaller tutan diğerlerine karşı daha sabırlı olacaklar.

alıntı: http://www.ustunzekalilar.org/egitim-programlari/makaleler/276-her-ogretmenin-ogrenme-hakkinda-bilmesi-gerekenler.html

Yaratıcılık Kimin İçin Önemlidir?

Araştırmalar, yaratıcılığın, öğrenmenin önemli bir boyutu olduğunu göstermektedir. Yaratıcı düşünme bilginin kazanılması için hayati öneme sahiptir, çünkü yaratıcılığın gelişimine elverişli çevreler, çocukların öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirmelerine yardımcı olur ve öğrenmeyi eğlence haline getiren etkili güdüleyiciler niteliğini taşır.

Yaratıcılığın önemli olduğunu gösteren bir başka neden de uyumla ilgilidir. Sürekli değişen dünyada, çocukların yeni durumlara uyum gösterecek becerilerle donanmaları gerekmektedir. Yeni yüzyılın yeni nesiller için nelere gebe olduğu bilinmemektedir. İşte yaratıcı sorun çözme deneyimleri, bireyleri hem geleceğin hızlı değişimlerine uyum göstermeye hem de günlük yaşamın artan gereklerine cevap verecek etkin beceriler geliştirmeye daha iyi hazırlayacaktır.

Çocuklara ve gençlere daha yaratıcı bir şekilde düşünmeyi öğretme, kişilik gelişimi açısından da önemlidir. MacKINNON yaratıcı üretkenlikte başarılı olanların benlik saygılarının yüksek olduğunu bulmuştur.

Yaratıcılık duygusal açıdan da yarar sağlar. Bireye kendini gerçekleştirme imkânı verir.  Yaratıcı Sorun Çözme rasyonel düşünmenin gelişmesine de yardımcı olur.

Günümüzün eğitim anlayışında büyük önem taşıyan yaratıcılığın gelişmesine imkân sağlayan sınıfta, bellekten çok düşünmeye değer verilir. Öğrenci, yapacağı katkıya değer verileceği, saygı duyulacağı beklentisi içindedir. Öğretmen tek doğru cevabı olan yegâne bir otorite olmak yerine, işleri kolaylaştıran bir rehberdir, harekete geçirici bir kişidir.

Yaratıcılığa imkân tanımayan bir sınıfta ise, öğretmen otoriterdir, katıdır, kendini zamanla kısıtlandırır, öğrencilerin duygusal gereksinmelerine duyarsızdır, fazlasıyla disiplin kurma ve bilgi aktarma çabası içindedir. Oysa, öğrenende kalıcı olan, sorunları çözme ve yeni düşünceler yaratma yeteneğidir. Bu yetenek sorunlarla dolu karmaşık toplumlarda daha da önem kazanır.
Prof.Dr.Ümit Davaslıgil

Üstün Yetenekli Çocuklar İle İlgili Bilinmesi Gereken Yaklaşımlar

Bu tür öğrencilere dönük özel eğitim hizmetleri ve programları üzerinde çalışma yapan hemen herkesin ya doğrudan ya da dolaylı yoldan üzerinde durdukları ortakcıl noktalardan birisi kuşkusuz öğretmen seçimi ve hazırlığı sorunudur. Bu çocukların gelişim ve kişilik özelliklerinin açıklandığı bölümlerde yer, yer üzerinde durulan bazı hususları burada kısaca sıralamakta bu açıdan yarar vardır. Çünkü onlara yol gösterecek olan öğretmenlerin bu tür tepki ve davranışlar karşısında olumlu ve verimli bir tutum takınabilmeleri gereklidir.A. Bu çocukların bilgi, ilgi ve beceri düzeyleri aynı yaştaki ortalama öğrencilerin hayli ötesindedir.
B. Bu yüzden sınıfları ve yaşlarından umulmayan konularla ilgilenip soru sormaları beklenir.
C. Her hangi bir konu işlenirken yanılgı bulmak, eleştiri, itiraz gibi tepkiler yapmaları olağandır.
Ç. Konuşmayı severler. Gerek ders sırasında ve gerekse küme tartışmalarında konuşma düzenini koruyabilmenin hayli zor olduğuna Halingvvorth işaret etmektedir.
D. Bazı durumlarda yaptıkları tepkiler “Garip, Anormal” görünebilir. Gerçekte bu durum yaşlarının hayli ötesindeki bir algılama ve değerlendirme gücünün sonucu olabilir. Einstein’in altısındayken geçit töreninde gördüğü askerlere bakarak “Bunlar gibi makine olmak istemiyorum” diye ağlaması gibi.
E. İmgelem etkinlikleri güçlüdür. Bunun sonucu olarak imgelemsel yaşantılarını gerçek yaşantıları ile karıştırabilmeleri olağandır. Bu durumda hem gerçeği hayalden ayırabilmeleri hem de imgelemlerini öncelikle yaratıcı etkinliklerde kullanmaları için gerekli rehberlik yapılmalıdır.Özellikle bu türden bir öğrenci kümesinde ilgilerini ve yaratıcı yeteneklerini sorun çözme becerilerini geliştirecek şekilde yöneltip eğitebilmek kolay değildir. Bunu başarabilmek için ortalama bir öğretmende bulunması umulandan çok daha bilgili, sabırlı, itidalli, uyanık ve dengeli kişilere ihtiyaç vardır. Bu konu üzerinde duran çeşitli yazarların  belirttikleri özellikleri şu noktalar çevresinde toplayıp özetleyebiliriz:1. Anlıksal yetenekleri ortalama bir öğretmeninkinin oldukça üstünde olmalıdır.
2. Öğretim dalları ve konularındaki hazırlık ve yeterliklerinin ortalama öğretmeninkinden daha ileri bir seviyede olması gereklidir.
3. Kişilik ve karakterleri çok üstün zekâlı çocukların kişilik ve davranış özelliklerine sabır ve itidal ile karşılayıp yol gösterebilecek olgunlukta olmalıdır.
4. Bu durumdaki öğrencilerin başarı düzeyini kendi yaşlarında olan düzgülü öğrencilerden beklenenle kıyaslayarak değerlendirmemelidirler. Bu alanda onları öğrenme gizilgüçlerini son sınırına kadar geliştirmeyi alışkanlık haline sokacak biçimde değerlendirip yönetmelidirler.
5. Sınıf çalışmalarındaki tutumları, her şeyi kendileri yöneltmekten çok rahat bir özgürlük ortamı içinde öğrencileri etkin kılacak nitelikte olmalıdır.
6. Bu gibi öğrencilerin gelişimsel özellikleri özel eğitim ihtiyaçları öğretim program, yöntem ve araçları konusunda kuramsal ve uygulamalı bir hazırlık görmeleri de beklenir.Eğitim ve öğretimin yeterlik ve etkililiğini belirleyen baş etmen öğretmen olduğuna göre bu amaç için seçilecek olanların seçiminde ne kadar dikkatli olunsa yeridir. Çünkü öğretmen bunların yetiştirilmesini en iyi biçimde gerçekleştirebilecek yeterlikten yoksun olursa özel eğitimleri için yapılacak öteki yatırımların boşa gitme tehlikesi vardır.

Program

Öğretmenin niteliklerinden sonra kuşkusuz eğitim ve öğretimin seviyesini etkileyen faktörlerin başında müfredat programı ve öğretim yöntemleri gelmektedir. Bu hususların da çok üstün yeteneğin özellik ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesinin yarar ve zorunluluğu ortadadır. Bu konudaki öneri ve uygulamaları ise Galliger  şöyle özetlemektedir:a. Çok üstün zekâlı çocukları, okul gününün belirli saatlerinde, kaynak sınıflarında toplayarak özel çalışmalara yönetmelidir. Başka bir deyişle ister özel sınıf, isterse program zenginleştirme biçiminde olsun, çok üstün yetenekli özel çalışmaları ile öteki öğrencilerle birlikte yapacağı çalışmalar için gerekli olan yeri ve zamanı programlı olarak bulabilmelidir. Kuşkusuz özel okul türdeş yetenek sınıfları gibi tedbirler de olabilir.b. Müfredat programının kapsamının içerdiği konuların seçiminde ve çalışmaların planlanmasında öğrencilere yeterince sorumluluk verilmelidir.c. Öğretim çalışmalarında “Yaratıcı, yorumlayıcı, değerlendirici ve sorun çözme” niteliğindeki çalışmalara ağırlık verilmelidir. Buna karşılık “ezberlemeye, mekanik tekrarlara” dayanan bilgi ve becerilere daha az zaman ayrılmalıdır.ç. Öğretimi öncelikle küçük çalışma kümeleri “Komite” halinde yürütmek daha uygun olur. Bireysel “İnceleme, araştırma, gözlem, kaynak karıştırılıp bilgi toplama, bunları raporlar halinde hazırlama” gibi bireysel etkinlikleri verimli ve başarılı olarak yürütebilecek durumdadırlar.

d. Sınıfın havası, kalıplara öncelik verilen bir biçimcilik yerine ilgi ve isteklere göre serbestçe ve rahatça çalışılabilen bir laboratuvar havasında olmalıdır. Çalışmaların başlama ve bitişlerinde esnek olmak daha yararlıdır.

e. Öğrencilerin çalışmalarını planlama, yönetip uygulama konularında geniş ölçüde sorumluluk almaları yararlı olur. Bu gibi konularda öğretmen komuta veren bir yönetici olmaktan çok yol gösteren bir danışman, bir kaynak kişi tutumunu takınmalıdır.

f. Sınıf kitaplığında “ansiklopedi, sözlükler, atlaslar, bibliyografik yayınlar” gibi her konuyla ilgili olarak sık, sık kullanılabilecek kaynaklar bulunmalıdır.

g. Öğretimde önemli olanı kafalarını alabildiğine bilgi ile doldurmak değil, gerekince bilgiyi hangi yollardan ve hangi kaynaklardan araştırıp sağlayabileceğinin yollarını öğretmektir.

h. İmla kuralları, çarpım cetveli, güzel yazı gibi konularda temel becerileri geliştirmeleri için yeterince zaman ayrılmalıdır. Yalnız bu yeterlikleri geliştirme konusunda usanç ve direnç geliştirecek aşırılıklara gidilmemelidir.
Alıntı:http://www.ustunzekalilar.org/egitim-programlari/makaleler/233-%C3%B6%C4%9Fretmenler-ve-programlar.html

Beyin Fırtınası

Beyin fırtınası (Brainstorming) belirli bir konuda çözüm arayışına yönelik grup tartışması sırasında yaratıcılığı artırmak için kullanılan yöntemlerden biridir.Beyin fırtınası (brainstorming) belirli bir konuda çözüm arayışına yönelik grup tartışması sırasında yaratıcılığı artırmak için kullanılan yöntemlerden bindir (Osborn, 1961). Yöntem, çözüm arayışında çözüm önerisi veya önerilerinin tartılıp değerlendirilmesinden ziyade olabildiğince çok sayıda çözüm üretimine ve ortaya konmasına dayanmaktadır. Zira beyin fırtınası yöntemi, bunu vazeden şu temel sayıltıdan yola çıkar: Bir grupta, belirli bir problem hakkında ne kadar çok fikir, ne kadar çok çözüm önerisi ortaya atılırsa, söz konusu probleme en uygun çözümü bulma olasılığı o kadar artar.Yöntemin uygulanışında birkaç hususa dikkat edilir. Birincisi, grup tartışmasına katılan üyelerin hiç çekinmeden ve değerlendirilme kaygısı olmadan, zihinlerinden geçen Önerileri ortaya koymaları ve önerileri maksimum kılmak esastır. İkincisi grup üyelerince ortaya atılan hiç bir öneri eleştirilemez, zira amaç değerlendirme değil, öneri sayısını artırmadır. Üçüncüsü, üyelerce önerilen tüm öneriler kişilere değil, gruba aittir ve grup tarafından geliştirilip kullanılabilir. Kişisel görüşlerin toplanmasından sonra, öneriler rasyonel bir yöntemle değerlendirilir.Beyin fırtınasının yukarda özetlenen ve grup tartışmasına dayalı yaygın şeklinin dışında az bilinen ikinci bir versiyonu daha vardır. Gordon tarafından önerilen bu versiyon, işlemsel yaratıcılık yöntemi ya da sinektik yöntem olarak anılmaktadır. Burada, çözüm aranan problemi tam olarak bilen sadece animatördür. Animatör, hem kendiliğindenliği ve hem de tartışmaya katılan farklı formasyonlardan grup üyelerinin benzer düşünce tarzlarına ulaşıncaya kadar karşılıklı birbirini anlamasını kolaylaştıracak bir grup iklimi oluşturmaya çalışır.Herkesin birbiriyle benzerliklerini ve farklılıklarını görmesi önemlidir. Sinektik yöntemin özü, tuhaf olanı tanıdık kılmak, tanıdık olanı tuhaf kılmaktır. Bu önermenin ilk kısmı, sorunun anlaşılması ve analiziyle ilgilidir, ikinci kısmı ise problemin bir başka türlü görünmesini sağlamak ve böylece çözümün yaratıcı sezgisini başlatacak bir şey bulmak için her türden analojinin  aranmasıyla ilgilidir.

Sinektik yöntem, tıpkı Delphi Yöntemi gibi, sürrealist yöntem olarak da adlandırılmıştır (Moles ve Mouchot, 1971), zira Salvador Dalinin tablolarındaki gibi, ilke olarak birbiriyle en az birlikte giden veya birbiriyle çelişkili görünen öğeleri bir araya getirme çabasındadır. Uygulama, “a priori” olarak uyuşmayan fikir veya öğeler arasında kabul edilebilir bir harmoniyi bulmayı hedeflemektedir.

Beyin fırtınası  kelimesi herşeyden önce bir çok kelime gibi türkçemize yanlış bir şekilde girmiş bir tanımlamadır. asıl çeviri anlamı fikir fırtınası olduysada zaman içerisinde Beyin fırtınası: olarak bir şekilde ister istemez bu şekilde benimsenilmiştir. Beyin fırtınası: Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi. Bu kavram bir reklamcı olan Alex Osborn tarafından geliştirilmiştir.

Tanım:
Beyin fırtınası, tek başına veya bir grupla yapılabilir; Beyin fırtınası sırasında fikirlerin akla gelir gelmez, açığa çıkması istenir. Fikirler başta yargılanmaz ve eleştirilmez, hiçbir fikir saçma olarak değerlendirilmez, böylece kişinin tüm fikirlerini çekinmeden, aklına geldiği gibi sunması sağlanmaya çalışılır. Yargılama yapılmadığı için fikirlerin birbirini besleyeceği ve evrileceği varsayılır. Bir konuya çözüm getirmek, karar vermek, hayal yoluyla düşünce ve fikir üretmek için kullanılan üretimci bir tekniktir.

Kullanım Alanları:
•  Yeni ürün geliştirilmesi: Yeni ürünlerin yaratılması veya varolanların geliştirilmesi için.
•  Reklamcılık: Ürün kampanyası geliştirmek için.
•  Problem çözmek: Temel nedenler, alternatif çözümler, etki analizi.
•  Üretim yönetimi: İşin ve üretim aşamalarının geliştirilmesi.
• Proje yönetimi: Müşteri isteklerinin belirlenmesi, risklerin saptanması, kaynakların, görevlerin, yapılabilir olanların, sorumlulukların ve sorunların belirlenmesi.
• Takım oluşturma: Katılımcıları düşünmeye teşvik ederek fikirlerin paylaşılması ve tartışılması.

Bir Beyin Fırtınası Toplantısı için İzlenecek Kısa Yöntem

Bir beyin fırtınası toplantısının yöntemi konusunda değişik yollar izlenebilir, aşağıda genel hatları ile izlenecek yöntem özetlenmiştir.

•  Orta büyüklükte bir toplantı odası bu amaç için kullanılabilir. Odada herkesin oturmasına yetecek kadar sandalye bulunmalıdır. Odada dikkati dağıtacak, telefon, saat gibi şeyler olmamalıdır, cep telefonların ve alarmlarının kapatılması gereklidir. Odada tahta, projektör cihazı, tepegöz gibi görsel desteklerin bulunması gereklidir. Çay, kahve ve yiyecek toplantı sırasında tüketilebilir.
•  Konuyla ilgili kişiler toplantıya katılması için davet edilir, bu kişilerin konunun uzmanı olmaları gerekli değildir. Toplantıdan önce kişiler toplantı konusu hakkında bilgilendirilmelidir.
•  Tartışılacak konu başlığı, genellikle soru olacak şekilde herkesin görebileceği şekilde, bir panoya (veya benzeri) yazılmalıdır.
•  Herkesin fikrini bir kağıda veya post-it kağıtlarına yazması sağlanır veya bir kişi bütün fikirleri tahtaya yazar. Bu yazılanların toplantıya katılanların görebileceği bir şekilde düzenlenmesi yapılır.
•  Bir kişi toplantı’yı yönlendirmek için seçilir, bu kişi herkesin fikrini belirtmesini, saçma veya komik gözükse de tüm fikirlerin açığa çıkmasını sağlamalıdır. Toplantı yönlendiricisi, toplantının odağını kaybetmemesi için uğraş vermelidir.
•  Belli bir süre sonunda fikir üretme sürecine son verilir.
•  Fikirler, konularına ve ana sorun ile ilişkilerine göre sınıflandırılmalıdır. Bu işlemi toplantı yönlendiricisi yapar. Fikirlerin tartışılması bu aşamada yapılır, ek fikirler üretilmesi mümkündür.
•  Ana konu ve ilgili sorunları ile ilgili fikirler aşamalı olarak tartışılır.
•  Liste tekrar gözden geçirilmeli ve herkesin listeyi anlaması sağlanmalıdır. Bu sırada yinelenen veya saçma fikirler listeden çıkarılmalıdır.

Mucitlerin Dünyası

Durmadan ortaya çıkan yeni problemler karşısında, milletlerin, hürriyet, refah ve saadetlerini sürdürebilmesi mucid ruhlu insanların yetiştirilmesine bağlıdır.. Amerika’dan İsrail’e kadar bilim ve teknolojide üstünlüğü elinde tutan milletlerde hem dâhi olabilecek kapasitedeki fertleri seçme ve yetiştirme, hem de (yüksek zeka + zengin hayal gücü + hızlı problem çözebilme) değerlendirme konularında yoğun ilmi araştırmalar yapılmaktadır.1950’li yıllardan beri, Amerika’nın ve gelişmiş bazı batı toplumlarının üzerinde durduğu bir çocuk tipi vardır. Bu belki de, zaman zaman rastladığınız, işe yaramayan tahta, bez, kağıt, tel, kutu vb. parçalarından oyuncaklar, vasıtalar, bebekler, şehirler yapan, ev ödevlerini bitirmek yerine yeni bir “deniz altının” desenlerini çizen çocuklardan biridir.

Biz “Yetişkinlere” göre, apaçık şeyler hakkında bitip tükenmek bilmeyen sorularla insanı bıktırıp perişan eden, hadiselere bazen alışılmamış yorumlar getiren, günlük hayatımız için (ne olduğunu anlayamadığımız veya anlamak istemediğimiz) yeni düzenlemeler teklif eden, dünyaya farklı açılardan bakabilen, hayalinde icat ettiği makinaları anlatan, ebeveynlerinin pek övünemediği ve hakkında fazla ümit beslemediği, öğretmenlerinin de davranışlarından memnun olmadığı çocuklar, mûcidlik psikolojisi sahasındaki yaygın görüşe göre bir memleketi parlak bir geleceğe götürecek belki de tek imkandır. Başta Amerikalılar olmak üzere batı dünyası, iddialı oldukları milletlerarası yarışın talep ettiği sivil ve askeri yüksek teknolojinin seviyesini düşürmemenin hatta artırmanın sancısı içindedirler. Bu ülkeler sosyal ve fen bilimlerinde ve diğer bütün disiplinlerde bilgi seviyesini yükseltmek için yoğun bir gayret sarfetmektedirler. Bu ülkeler, dünyamızı kontrol edecek ilmi, teknik ve ekonomik imkanlara sahip olmayı istedikleri gibi, şimdiden fezayı da parsellemeye başlamışlardır. Bu arzularını tatmin edecek olanların da yine İnsanlar arasından çıkacağını bildiklerinden dikkatlerini bu büyük işi yapabilecek dâhi kafaları keşfetme ve yetiştirme projesi üzerinde toplamışlardır. Çünkü bilim, teknik ve ekonomide büyük ilerlemelerin (son derece katı toplumlarının aksine) “Hayal Gücünün” (bilim-kurgu) ve bunun gibi zihni kabiliyetlerin eseri olduğunu çok önceden farkeden bu ülkelerin bilim ve fikir adamları yıllardan beri araştırma yapmaktadırlar. Bu düşüncelerin akis uyandıracağı ve anlaşılabileceği çeşitli mesleklerden bir aydın grubuna sahip olmaları da onlar için ayrı bir talih olmuştur. Zaten Almanların 41; Amerikalıların 40; İngilizlerin 32 Nobel mükafaatı kazanmalarına karşılık Müslüman milletlerin bir tane Nobel mükafaatı vardır.

Bu yazı, yaptığı şehirlerin, feza araçlarının, olağanüstü bir kabiliyetle meydana getirdikleri desenlerin, söze döktüğü “farklı” düşüncelerinin yüzünden “boş şeylerle neden uğraşıyorsun” azarlarıyla buruşturulup çöp sepetine atılan çocuk veya gençlerin küskünler veya yabancı ülkelere göçenler sınıfına itilmemesi ve memlekete ve insanlığa yapacakları büyük hizmetlerden alıkonmaması için yapılacak çalışmalara bir basamak teşkil etmesi için kaleme alındı. Ayrıca, bir memleketin muasır insan ailesi içinde kalıcı bir yere sahip olmasına ve dünya dengesinin ve huzurunun temininde rol oynamasına, giden yolun, dâhi olma kapasitesindeki çocukların eğitimi konularının “dergahta, çarşıda, meclisde ve üniversitede” devamlı olarak görüşülüp tartışılmasından geçtiğine inanmaktayız. Bunu tartışan, mucicllik konusunda araştırmalar yapan ve halen çalışmalarına devam eden toplumların gereksiz işlerle uğraşan aptallar topluluğu olduğunu söyleyebilir miyiz? Çünkü, evvela şu soruların cevaplarını bulmak gerekmektedir. Bu toplumlar niye insan unsuruna bu kadar önem veriyorlar? Zamana, emeğe, paraya o kadar kıymet veren bu toplumlar niçin dâhi kabiliyetleri keşfetmeye ve yetiştirmeye bunca emek ve para sarfediyorlar? Niye işi şansa, talihe bırakmak istemiyorlar? Refah ve ilerlemede, üstün zekalı ve mucid ruhlu kabiliyetlerin büyük payı olduğuna mı inanıyorlar? Neye dayanıyor bu inançları? Acaba kuduz aşısının keşfinden kutupların ve ayın fethine kadar yüzbinlerce büyük işi başaranlar aptallar olabilirler mi?
Yeni durumlara, ihtiyaçlara ve yeni problemlere karşı en uygun en başarılı tedbir ve çözüm üretenlerin, keşif ve icadlarıyla hayat seviyesini yükseltenlerin, benzersiz sanat ürünleri verenlerin, bugüne kadar zeka kavramı içinde ele alınan kabiliyetlerden farklı bir zihni güce sahip olduğu ve bu potansiyellerini kullanabilme imkanları olduğu ortaya çıkarıldı.. Hedef, mucidlik olarak tarif edilen bu zihni gücün veya güçlerin, ilmi tarifini yapabilmek, temel mekanizmalarını, şartlarını ve bu bilgilere dayanarak geliştirilme yollarını ortaya çıkarmaktır. Kendi insanları arasında dâhi potansiyeli olanları seçmesini, yetiştirip geliştirmesini ve teşvik etmesini en iyi bilen ve bunu uygulayan milletler, dünya devletleri arasında çok avantajlı bir duruma sahip olacaklardır. Her toplumda sayıları sınırlı olan bu mucid zihne sahip dâhiler, bir milletin hayat damarlarından birini teşkil ederler.

Eğer milletlerarası seviyede kendimizi temsil etmek ve bunu devam ettirmek istiyorsak milletimizin hayati İnsan gücü problemine getirebileceğimiz en ümit verici çözüm, çeşitli sahalarda önemli insan gücü kaynaklarının belirlenmesini teşvik ve desteklemek olacaktır. Bunlardan biri de her bir sahada dâhi olabilmeye istidatlı çocuklardır. Bilim sahasında böyle dâhi birkaç insan yetiştirmek bile, ilmi faaliyetlerdeki yerimizin en önde olmasını sağlayacaktır. Bilhassa bu konuda İsrail devletinde 20 yıldan beri planlı ve sistemli çalışmalar yapılmaktadır. İstidatlı öğrenciler Tel Aviv’deki “Sanat ve Bilimde İlerlemek İçin Gençlik Enstitüsü” nün “Dâhileştirme Kursları”na alınmakta ve bu kursta soru sorabilme ve mucidlik kabiliyetleri geliştirilmektedir. Mesela, matematikden biyolojiye, fıkradan haberciliğe kadar geniş bir sahayı kaplayan 8 basamaklı kurslar “Mucid çocuk yetiştirme faaliyetleri ” içinde düzenlenmektedir. Çocuklar bu kurslarda sözel ve sözel olmayan zeka testlerine göre değerlendirilmektedir. Wechsler Zekâ Testinin 140 zeka katsayısı puanını alan çocuklar kurslara kabul edilmektedir. Aynı zamanda gelişimlerinin takip edilmesi maksadıyla çocuklara mucidlik, anksiete, otonomi (kendi kendine güvenebilme ve karar verme kabiliyeti, motivasyon ve ben-imajı testleri uygulanmaktadır. İmkanları sınırlı, kültürel bakımdan fakir çevrelerden gelen problemli ailelerin çocukları yahut psikolojik problemleri olan çocuklar, zeka katsayısı puanlan 140 olmasa bile kurslara kabul edilmektedir.

Eğitimcilerin ortaya çıkardıkları ideal öğrenci tipi “Fikir ve kanaatlerini cesaretle ortaya atan, mütecessis, düşünce ve hükümlerinde bağımsız, uğraştığı işe tam manasıyla kendini verebilen, eline aldığı işle devamlı meşgul olan, sezgileri kuvvetli, ısrarlı, otoriter, öyle söylüyor diye herşeyi kabul etmek istemeyen, tehlikeleri göze alabilen (cüretkar), fertlerdir.

Lisanı kutlanan herkes, sebep-netice münasebetlerini keşfetme veya tahminde bulunma ve netice çıkarmada prensipleri doğru bir şekilde kullanma kabiliyetinde değildir. Prensipleri öğrenme ve öğrenilen bu prensiplerden sebepleri çıkarma ve neticeleri kestirme kabiliyeti, insanlar arasında genel olarak, normal dağılım eğrisi (Çan Eğrisi) verecek biçimde dağıtılmıştır. Yani pek az kimsede üstün kaabiliyet bulunmakta, diğer deyişle çoğunluk ortalama bir seviyeye sahip bulunmaktadır. Bu da prensipleri kullanabilme ve doğru tahminde bulunabilme kabiliyetleri düşük seviyede olanların; ancak basit problemleri çözebilecekleri, buna karşılık, üstün kabiliyetli (mucidliğe aday) olanların ise hayli karmaşık problemleri çözebilecekleri anlamına gelmektedir. Mucidlik, ferde farklı ve üretici düşünce zincirlerini kullanarak alışılmış yaklaşım ve problem çözme yollarından kopma gücü veren, neticeleri ferde ve muhtemelen başkalarına da tatminler sağlayan, fikirlerdeki esneklik, orijinallik ve duyarlılığın bir toplamıdır. Orijinal olmayı öğrenme dahileşme yollarından biridir. “Yeni fikirleri düşünme” kabiliyeti olarak da tarif edilen mucidlik ve orijinallik aslında, bilinen vak’aları ve prensipleri, isteklerin daha verimli bir şekilde tatmin edilebileceği, yeni münasebetler içinde bir araya getirme işlemidir.

Yaratıcı’nın doğuştan insan zihnine adeta bir tohum olarak yerleştirdiği ve bizlerden onları İnkişaf ettirmemizi istediği iki farklı düşünme tarzı vardır. Çoklukdan teke doğru gidiş ve tekde mutabık kalma anlamına gelen konverjant ile tekden yola çıkıp, çokluğa ulaşma ve sürekli çeşitlilik ve dallanma gösterme anlamındaki diverjant kelimelerinin zihnin işleyişi bakımından farklı anlamları vardır. Konverjant düşünce yalnız tek bir doğruya bağlı olarak ve mevcut bilgilerden çıkarılan geleneğe dayalı neticelere götüren düşünce tarzı yani, Yaratıcı’nın bize din, ahlak, kültür konularında kullanılması için verdiği bir düşünce tarzıdır. Diverjant düşünce ise mevcut bilgiden yola çıkılarak, yeni orijinal değişik alternatif ve çözümlerin üretilmesinde iş görür. Daha çok fen bilimleri ve teknolojide hayati öneme sahip olan bir düşünce tarzıdır. Konverjant düşünme, ekseriya zeka testlerinin ölçtüğü ve sınıfta öğretmenlerin sorduğu sorularda olduğu gibi tek bir doğru cevabın arandığı düşünme tarzıdır. Bu tip düşüncede, öğrenciye verilen bilgi yalnız bir doğru cevabı bulabilmek için kullanılır. Muhakemesi yalnızca konverjant düşünceye dayanan şahıs hayal ve tasarım gücü olmayan biridir.

Muhakeme ve problem çözmede rol oynayan birçok faktör dâhice düşüncede bulunur. Ama dâhi düşüncede farklı bir faktör vardır. Bu öğrencinin bilgileri organize ederken her zaman kullandığı gelenekçi yolları terk etmesi ve daha önce öğrendiği şeylerden alışılageldiği biçimde hiç değiştirmeden transfer ettiği hipotezleri reddetmesi şartıdır. Mucid öğrenci, bunun için önemli problemleri elindeki bilinen malzemelerle fakat yeni ve orijinal yollarla çözmesini öğrenmek zorundadır. Daha önce hiç aklına gelmeyen benzersiz bir faaliyetin içine “dalıvermelidir”. Bu faktörü, sonradan çok büyük bir matematikçi olan Gauss’un(*) çocukken bir problemi nasıl çözdüğünü inceleyerek daha iyi açıklayabiliriz. Gauss ilkokuldayken öğretmen sınıfa şu soruyu sorar : “Bakalım hanginiz daha önce -1+2+3+4+-5+6+7+8+9+10 – un neticesini bulacak? “Çok geçmeden, diğer öğrenciler daha hesapla uğraşırken, Gauss elini kaldırır ve problemi çözdüğünü söyler. Şaşıran öğretmeni Gauss’a nasıl bu kadar çabuk neticeye ulaştığını sorar. Gauss’un bu soruya verdiği cevabı tam olarak bilmemekle beraber, tecrübelerimize dayanarak şöyle bir cevap verdiğini söyleyebiliriz: “Eğer 1 ile 2 yi toplayıp sonra 3’ü ilave etseydim ve daha sonra bu toplama 4’ü, 5’i ve diğerlerini ilave etseydim bu işlemler çok uzun bir zaman alırdı ve işlemleri çabuk bitirmeye çalıştığım için pek çok hata da yapabilirdim. Fakat 1 ile 10’un toplamı 11 eder, 3 ile 8’in toplamı da 11 etmelidir. Diğerleri için de bu böyledir. Bu şekilde 5 çift vardır. 5 ile 11’in çarpımı 55 eder. Yani çözüm 55’dir.”

Gauss bununla, o yaşta, önemli bir teoremin özünü teşkil eden bir keşifte bulunmuş oluyordu. Bu örnekten anlaşılacağı gibi Gauss gelenekçi yoldan ayrılmıştır. Bu dâhi düşüncenin gerekli şartını teşkil eder.
Diverjant düşünce mevcut bilgiye dayanılarak yeni orijinal değişik alternatif ve çözümlerin üretilmesinde iş görür. Daha çok fen bilimleri ve teknolojide hayati Öneme sahip olan bir düşünce tarzıdır. Diverjant düşünme, çeşitli bilgileri birçok alternatife ulaşmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanarak değişik cevaplar çıkarabilme kabiliyeti gerektirir. Diverjant düşüncenin cevaplarında akıcılık, bir probleme verdiği cevapta ürettiği çözüm sayısı, uyumlu esneklik, yorum ve yaklaşımların yeniden yapılandırılması, orijinallik, fikir ve çözümlerin geliştirilmesi gibi hususiyetler göze çarpar. Konverjant düşünce yeni ve farklı tek bir kullanış tarzına ulaşmak için nesneleri veya hadiseleri yeniden düzenleyebilme kabiliyetini gerektirir. Diverjant düşünme ise, orijinalliği gerektirir.

Konverjant Düşünme, kritik düşünmede esastır. Ayrıca, öğrenciye tarihten ve geleneklerden yani kendi kültüründe şekillenen haliyle insanlığın geçmiş dönemlerinden istifade etme imkanı verir. Bunlarda daima bilinen problemlerin doğru cevapları vardır. Bu cevaplar, düşünmede ekonomiyi sağladıkları için böylece kabul edilmelidir. Diverjant Düşünce ise, daha iyi, tek (benzeri bulunmayan) veya yeni çözümler arandığında önem kazanır. Tek doğru cevap üzerinde ısrarlı bir şekilde durmak, ekseriya bizim resmi eğitimimizde karşılaşılan bir durum olup diverjant düşünmeden ziyade konverjant düşüncenin gelişmesini teşvik etmektedir. Halbuki, bu iki düşünce tarzı arasında, öğrencileri problemlere yeni çözümler aramaya, farklı potansiyel çözümleri yakalamaya ve karşılaştıkları problemler ne çeşitten olurlarsa olsunlar alternatif çözümlerin yeterliliğini değerlendirmeye tabi tutmaya teşvik etmekle bir denge kurulabilir. Eğer bu denge kurulamazsa mucidlik kabiliyeti olan öğrenciler ister istemez harcanmış oluyorlar. Ama eğer, öğretmen, fen bilimleri derslerinde eğitim süresinden zaman kazanmak için ekseriya yaptığı gibi birtek doğru cevap üzerinde ısrar ederse, öğrenci neticede, yalnız birtek kabul edilebilir cevabı arayan bir öğrenme tarzını ve buna uygun hayat tarzını benimseyecektir. Aksine öğretmen daha erken yaşlarda birbirinden farklı çözüm yollarının aranmasını teşvik ederse, öğrenci daha çok dahice problem çözmeye destek olan diverjant düşünme tarzlarını öğrenme eğiliminde olacaktır. Bilhassa bunun okul öğretim müfredatında veya grup eğitiminde dikkate alınması hayati öneme sahiptir.
Otoriter durumlarda belli bir istikamette oldukça yönlendirilmiş hayat tarzlarının neticesi olarak sonunda öğrencilerde konverjant düşünce tarzı hakim olmaktadır. Serbest ve anlayışlı bir atmosfer içinde yaşayan öğrencilere ise doğru ve sağlıklı bir eğitim verildiğinde diverjant düşünce tarzı hakim olmaktadır. Bunlar, bir maksada veya bir standarda uyma zorunluluğu tarafından engellenmeden, birçok alternatifi (farklı çözüm yollarını) tecrübe etme eğiliminde olmakta, yeni çözümleri aramayı, bilinen eski çözümlere tercih etmektedirler.

Mucitliği Ölçen Testler
Zeka testi skorları, konverjant düşünmenin ölçüsü olarak kabul edilmiştir. Çünkü zeka testlerinde yüksek skorlar tipik olarak “doğru” cevapları bilmeye dayanmaktadır, mucidlik ise şu testlerle ölçülmüştür.

a) Her bir kelimeye verilen farklı tariflerin (veya manaların) sayısı,
b) Kullanım sahası bilinen nesneler için bulunan farklı kullanma sahası sayısı,
c) Karmaşık desenler içinde saklı belirli geometrik biçimleri bulabilme,
d) Sonu belirtilmemiş hikayelere bulunan birbirinden farklı sonların sayısı,
e) Verilen bilgileri kullanarak birbirinden farklı üretilen problemlerin sayısı.

Bu testlerde öğrencilerin skorları, cevap sayısına, çeşitliliğine (veya birbirinden farklılık seviyesine), cevapların uygunluğuna ve kompleksliğine bağlı olmaktadır. Mucidlik testlerinde de zeka testlerindeki aynı derecelendirme esas alınmış olup dâhi öğrenciler düşük dâhi, orta dâhi, yüksek dâhi ayırımlarına tabi tutulmaktadır.

Bu testlerden “Bilinen nesneler için yeni kullanım sahaları bulma” örnek olarak aşağıda verilmiştir.
Test edilen kişiden bilinen birtek fonksiyonu olan nesnelere, mümkün olduğu kadar çok kullanım sahaları bulmaları istenir. Bunlar, genelde “tuğla”, “ataç”, “kağıt kıskacı, “kürdan” gibi bilinen nesnelerden seçilir. Kişinin puanı, belirttiği kullanım sahalarının sayısına ve orijinalliğine göre tespit edilir. Mesela, bu testten düşük puan alan kişinin tuğla için verdiği cevap şöyle olabilir : “Tuğla inşaatda kullanılabilir. Tuğlayla bir duvar örülebilir, kaldırım yapılabilir veya bir şömine yapabilirsiniz.” Buna karşılık bu testten yüksek puan alan birinin aynı soruya cevabı şu şekilde olabilir: “Tuğla hem inşaat için hem de kağıtların üzerine ağırlık olarak da kullanabilirsiniz. Kapıların kapanmasını veya açılmasını önlemek maksadıyla da kullanabilirsiniz. Tuğlayı ısıtıp termofor (yatak ısıtıcı) olarak veya fırlatarak bir silah gibi kullanabilirsiniz Ayrıca tuğlanın içini oyup bir kül tablası olarak da kullanabilirsiniz.”

Diverjant Düşünce, organize olmuş bir konuşma ve bir hitap cümlesini, verilen sinyallere uygun olarak kolayca üretebilmeyi gerektirir. İfade akıcılığı ve tutarlılığı olarak isimlendirilen testle ölçülür. Mesela, aşağıdaki harflerle başlayan dört kelimelik bir cümle kurunuz. “B…..i….. s…..d…..” (Bu işin sonunu düşünmeliydin…)

Konverjant Düşünce, ilerideki örnekte görüldüğü gibi, hadiseleri en uygun ve en mantıklı bir sıra içinde düzenleme kabiliyetini gerektirir : “Aşağıdaki hadiseler hangi sıra içinde vuku bulmalıdır? 1- Birçok yol kapandı ve evleri su bastı, 2- Sürekli sağnak dolayısıyla nehir kabararak taştı, 3- Bütün bu bölgede trafik durduruldu.”

Batı ülkelerinde bu konuda yapılan araştırmalardan oldukça enteresan neticeler elde edilmiştir. Araştırmalarda ön elemeyle seçilmiş kabiliyetli öğrenciler iki gruba ayrılarak, her ikisine de sırasıyla konverjant ve diverjant düşünme seviyesini ölçen testler uygulanmışdır.

Konverjant düşünceyi Ölçen testlerle belirlenen “Yüksek Zekalılar” grubu, en yüksek zeka katsayısı puanından itibaren aşağıya doğru sıralanan bütün Öğrenciler arasında %20’lik bir öğrenci grubunu teşkil ederken, “Yüksek dâhiler” grubu mucidlik testlerinde en yüksek puanı alan %20 nisbetindeki bir öğrenci grubunu teşkil etmişdir “Yüksek Zekalılar”, zeka testlerinde en yüksek puanı almalarına rağmen, mucidlik puanları, “Yüksek dâhiler” grubununkinden daha aşağıda seyretmişdir. “Yüksek dâhiler” ise, mucidlik testlerinden en yüksek puanı almalarına rağmen, zeka puanlan “Yüksek Zekalılar” grubundakinden daha aşağıda kalmışdır. Zeka katsayısı puanlarındaki bu farklılığa karşılık, okul başarısı her iki deney grubunda da aynı seviyededir. Fakat deney gruplarının okul başarılarının ortalamaları, okuldaki bütün öğrencilerin ortalamasından anlamlı derecede daha yüksektir. Bu sebepten, zeka seviyeleri ortalamanın üstünde olan belirli bir öğrenci grubunda derslerde başarı için mucidlik de yüksek zeka kadar önemli bir faktör olarak görünmektedir. Yapılan diğer araştırmalarda zeka katsayısı düşük, yüksek dâhilerin, ders başarısı puanlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Aynı şekilde düşük dâhi ama yüksek zekalı öğrencilerin de derslerde tatminkar başarılar elde ettikleri görülmüştür. Bu yüzden okul başarısının gerçekte zeka veya mucidlik faktörüyle mi yoksa her iki faktörle mi bağlantılı olduğu bilinmemektedir.

Gallagher, zeka ve mucidlik ölçümlerine dayanan bir sınıflandırma yaparak öğrencileri dört gruba ayırmıştır. Yüksek dâhi (High Creativity) – Yüksek Zeka (High İntelligence) ya sahip çocukların kontrol ve hürriyet sınırlarını kendileri tayin ettiği, hem yetişkinler gibi hem de çocuk gibi davrandıkları müşahede edilmiştir. Yüksek dâhi- Düşük Zeka’lı çocuklar kendi kendileriyle ve okul çevreleriyle Öfkeli bir çatışma içerisindedirler. Değersizlik ve yetersizlik duygularıyla kendilerini yerler. Bununla beraber gerginliklerin olmadığı durumlarda zihnî bakımdan gelişerek, parlak bir başarı sergileyebilirler. Düşük dâhi – Yüksek Zeka grubunda 0.0333-33333323…….3 ki çocuklar adeta okul başarısına “müptela”dırlar, (uyuşturucu müptelası gibi). Akademik başarısızlık onlar için bir felakettir. Öyle ki, bu felaket ihtimaline karşı devamlı olarak yüksek puan için çaba sarfederler (Kız öğrencilerde genelde olduğu gibi). Son grup olan Düşük dâhi – Düşük Zeka’lı çocuklar, temelde konuların kompleksliği karşısında şaşkın bir vaziyette, çeşitli müdafaa manevraları yaparlar. Mesela sosyal faaliyetlere çok ağırlık verirler veya “pasiflik gibi bir çeşit geriye dönüşte bulunurlar, Nadiren de, psikosomatik semptomlar geliştirirler.

Ayrıca Gallagher, yüksek zeka-düşük dâhi grubuna dahil öğrencilerin kökleri, münasebetleri, esas konuyu ve anahtar kelimeleri bulma gibi işlerde başarılı olamadıklarını belirtir.

Yapılan bir ankette , öğretmenlerden her bir öğrenciyi beş derecelik bir ölçeğe göre değerlendirmeleri istenmiştir. Değerlendirme neticesinde Yüksek dâhilerin fazla yüksek puan alamadıkları görülmüştür. Öğretmenler, Yüksek zekalılar grubundaki öğrencileri diğer öğrencilerden veya Yüksek dâhilerden anlamlı derecede daha fazla “arzu edilir” olarak değerlendirmişlerdir. Yüksek zekalıların öğretmenler tarafından daha fazla tercih edilmelerinin sebebi, muhtemelen zihnî ve sosyal oryantasyonların (başarı ve uyumlarının) diğerlerine nisbetle daha iyi olmasından ileri gelmektedir. “…Yüksek Zekalılar, oturmuş anlamlar üzerinde yoğunlaşmakta, ferdî başarılarını kalıplaşmış standartlara uyarak sağlayacaklarına inanmakta, öğretmenlerin telkin ettiği modele göre hareket etme eğiliminde, kendilerinden beklenenlere uyacak meslekleri düşünmektedirler. Yüksek dâhiler ise, kalıplaşmış anlamların dışına doğru yayılmakta, öğretmenlerin telkin ettiği modelden uzaklaşan davranışlar göstermekte, kendilerinden beklenenlerle uyuşmayan meslekleri düşünmektedirler…”

IQ (zeka ölçüm testi) testlerinin ölçtüğü şey olarak zekayı ele alacak olursak, sanatta, edebiyatta ve bilimde mucid olan kişilerin; olmayanlara kıyasen daima daha zeki olduklarını ve yüksek zeka katsayısına sahip kişilerin çeşitli disiplinlerde önemli ve orijinal keşiflere çok daha fazla destekde bulunduklarını gösteren delillerle karşılaşırız. Bu da zekanın gerçek dehanın ortaya çıkmasını veya ifadesini mümkün hale getirdiğini ve buna bir araç teşkil ettiğini göstermektedir. Dâhi potansiyellerin ortaya konabilmesi için, genellikle, ortalamanın hiç olmazsa biraz üstünde bir zeka seviyesi gerekli olmaktadır. Fakat bu kritik seviyenin üstünde, zeka ile gerçek mucidlik arasındaki münasebet azalmaktadır.

Akademik ve mesleki faaliyetlerde başarılı fakat hiçbir zaman orijinal fikirler üretmeyen yüksek zekalı mucid olmayan fertler, kültürümüzde çok aşina olduğumuz bir “figürdür”.

Taylor ise, ferdin entellektüel faaliyetlerle ilgisi, kendi gayretiyle öğrenme arzusu, kendine güven, kendi kendine yeterlilik ve bağımsız kalabilmek için çaba sarfetme gibi vasıflarını ortaya çıkaran şahsi raporlara dayanan biyografik verilerin, geleceğin dâhilerini kestirmekte, standart zihin ölçüm testlerinden daha iyi bir vasıta olduğunu ifade etmektedir.
Alıntı:http://www.ustunzekalilar.org/egitim-programlari/makaleler/105-mucitlerin-duenyas.html

hogan outlet golden goose outlet nike tn pas cher golden goose pas cher golden goose pas cher golden goose pas cher golden goose pas cher golden goose pas cher golden goose outlet golden goose outlet golden goose outlet golden goose outlet golden goose outlet parajumpers pas cher parajumpers pas cher parajumpers pas cher parajumpers pas cher parajumpers pas cher pandora outlet pandora outlet pandora outlet pandora outlet pandora outlet